Tarihi

Yapısı ve Ölçüleri

İcra Tekniği

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MÛSİKİMİZDE KLÂSİK KEMENÇENİN TARİHİ

                     Klasik Türk Müziği sazı olan kemençenin tarihi,son biçimini nasıl aldığı,ülkemize ne zaman girdiği, hangi eski sazın gelişmiş şekli olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Aslında bu saz hakkında ciddi bir inceleme yapılmamış ve atası araştırılmamıştır. Çeşitli lügat kitapları ile yerli ve yabancı ansiklopedilerde birbirine yakın bilgiler verilir ve kişisel fikirler ileri sürülür. Müzik tarihi kaynaklarının ortak görüşü,yaylı sazların Ortaçağ zamanlarında Ortaasya’da icat olduğudur. Demek ki kemençede ilkel şekliyle Ortaasya’dan göç etmiş, Ortaçağ’dan günümüze dek son şeklini alıncaya kadar birçok değişikliğe uğramış, akrabası olan çeşitli sazların adı unutulmuş veya kullanılmaz olmuş, kimiside günümüze başka başka adlarla gelebilmiştir.
 
                     Bugün pek çok gelişmiş sazın milliyeti tesbit edilemediği gibi, Balkan ve Önasya Milletleri’nin bunları kendine maletme çabaları dikkati çeker.Bu nedenle öteki sanat kollarında olduğu gibi, yine bir çok sazın, değişik kaynaklarda sık sık milliyet değiştirdiği görülür. Ancak kemençe ‘İstanbul Medeniyeti’ içinde gelişmiş, musîkimiz çatısı altında yerini almış, son şeklini kazanarak kişiliğini bulmuştur denebilir. Büyük virtiözlerin burada yetişmiş olması bunun en somut örneğidir.
 
                    Kemençenin Klasik Türk Müziği’ne girişi çok eski tarihlere rastlamaz. Daha önce piyasa sazendelerinin elinde, lavta ile birlikte ‘Köçekçe ve Oyun Takımları’nın değişmez bir icra unsuru olmuştur.
 
                    Klasik Türk Mûsikisi’ne göz atılacak olursa, en eski kemençecinin Enderûni Tahir Ağa olduğu görülür. Tahir Ağa’nın bu sazı nasıl çaldığı ile ilgili herhangi bir kayıt yoktur. Bundan sonra sırası ile Nikolaki ve Vasilaki gelir. Kemençe icrasının Vasilaki gibi bir ustanın elinde şekillenerek renk ve üslûp kazandığı kesindir. Daha sonra Tanburi Cemil Bey’in deha imbiğinden geçerek, onun üstün kişiliğinde erişilmesi güç bir tekniğe kavuşan kemençe, mûsikimizin en çok aranan sazı olma durumuna gelmiştir. Fakat perde aralıklarının darlığı ve güç bir çalış tekniği gerektirdiği için diğer sazlara nazaran çalıcıları çok fazla olmamıştır.
 
                    Türk Musikisi’nde çok sesliliğe gidebilmek ve bunun çarelerini araştırmak, denemesini yapmak 20. yüzyılın başından beri tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle Batı Mûsikisi’nde bulunan ‘Keman Ailesi’ Keman, Viola, Violonsel, Kontrbas gibi bir de ‘Kemençe Ailesi’ oluşturma fikri, 1933 yılında H.Saadettin Arel tarafından ortaya atılmıştır. Uzun uğraşlar ve çalışmalardan sonra Kontrbas, Bas, Alto, Tenor, Soprano kemençeler yapılmış ve denenmiştir. Bu çalışmalar mûsiki tarihimize ‘Kemençe Beşlemesi’ olarak geçmiştir.

                                                                                                                                                              Emre Erdal